Culture

Anadolu

ANADOLU

Dünya haritasına bakarsanız, üç kıtanın orta noktasını veya kavşak noktasını nereye konumlandırırdınız? Elbette herkes Türkiye derdi. Bunun bir sonucu olarak Türkiye veya Anadolu her zaman doğu ile batı, kuzey ile güney arasında bir kavşak noktası olmuştur.

Sonuç olarak birçok büyük medeniyetin dikkatini çekmiştir. Tarih boyunca bugünün Türkiye topraklarında yaşamış 30’a yakın farklı medeniyet sayabiliriz.

Türkiye haritasına kısaca bakacak olursak üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Kuzeydeki Karadeniz adeta bir göl gibi kapalı bir denizdir ama kapalı değildir. Bir açıklığı vardır, kuzeybatısında küçük bir su kanalı vardır. Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayan doğal bir kanal. Marmara Denizi, Türkiye sınırları içinde küçük bir denizdir. Sadece bir ülkenin sınırları içinde yer alan dünyadaki tek deniz olarak kabul edilmektedir. Marmara denizi ise batıda Ege Denizi’ne bir başka doğal su yolu ile buradan bağlanır ve Çanakkale Boğazı’dır. Sonra Ege Denizi var ve Ege’nin diğer tarafı güneyde Yunanistan, Akdeniz.

Türkiye, Avrupa ve Asya’nın buluşma noktasında yer almaktadır, dolayısıyla Avrupa ile Asya arasındaki sınır, dolayısıyla Avrupa ile Asya arasındaki sınırı Marmara denizi ve Çanakkale Boğazı oluşturmaktadır. Türkiye’nin %3’ü Avrupa’dadır ve ülkemizin o kısmı Trakya olarak anılır. Türkiye’nin Asya kısmı ise tarih boyunca Anadolu veya Küçük Asya olarak adlandırılmıştır.

Anadolu kelimesi Yunanca bir kelimedir. “Güneşin doğduğu yer” anlamına gelmektedir, batıdaki Yunanlılara göre burası güneşin doğduğu yerdi. 

Türkiye’nin en yüksek dağı Ağrı Dağı’dır ve Ermenistan’la komşudur, İran’a da yakındır ancak Türkiye sınırları içindedir. Bildiğiniz gibi Ağrı Dağı, Nuh’un gemisinin indiğine inanılan yer.

Van Gölü, neredeyse bir deniz gibi en büyük göldür. Volkanik bir bölgedir, gölün suyu acı sodalı sudur.

Sonra, Anadolu’nun yüksek dağlarından doğup Suriye ve Irak’a inen İncil’de de bahsi geçen iki ırmağımız var. Bu nehirler Fırat ve Dicle’dir. Ve bu iki nehir belli bir noktadan sonra birleşir ve birlikte akarlar. Bu iki nehir arasında kalan topraklara “iki nehir arası” anlamına gelen Mezopotamya adı verilmiştir. İkinci büyük göl, Orta Anadolu’da Tuz Gölü’dür. Buradaki suyun içinde %33 tuz var.

Ve Kapadokya harikalar diyarı… Dünyadaki herkesin bir gün mutlaka görmesi gereken, bu dünyaya ait değilmiş gibi görünen bir yer.

Ankara, 1923’ten beri Türkiye’nin resmi başkentidir. Osmanlı İmparatorluğu’nda, Bizans İmparatorluğu’nda, Roma İmparatorluğu’nda başkent, her zaman Konstantinapol, İstanbul’du. İstanbul ise bugün İstanbul Boğazı’nın iki yakasında yer alıyor, yani şehrin bir tarafı Avrupa, diğer tarafı Asya. Böylece İstanbul, iki farklı kıtada yer alan dünyanın tek metropol şehri olarak kabul edilmektedir. 1923’e kadar İstanbul başkentti, ancak 1923’te kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından yeni laik cumhuriyetin ilan edilmesiyle başkenti İstanbul’dan Ankara’ya taşıdık. Ankara ikinci büyük şehir ve İstanbul yaklaşık 20 milyon nüfusu ile Türkiye’nin en büyük şehirdir, kültürel ve ekonomik başkenttir. Üçüncü büyük İzmir, memleketime de çok yakın ve orada çok vakit geçirdim.

Sanırım şimdilik bu kadar, yer isimlerinden bahsettiğimizde hangi yerlere bakacağımızı biliyoruz. Ayrıca 7 tane coğrafi bölgemiz var… Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu.

Şimdi insanlık tarihi ve Anadolu’nun insanlık tarihinden nasıl etkilendiği ile başlayalım. Bilim insanlarına göre insanın dünya üzerinde var olduğu günden itibaren çeşitli aşamalardan geçmiş, ayağa kalkmış ve yeni yerler keşfetmek üzere yolculuğa çıkmıştır. Afrika’dan yolculuğuna başlayan insan Levant koridoru üzerinden Anadolu’ya adım atmış, Asya ve Avrupa’ya buradan dağılmıştır. Bununla ilgili sizlere ilginç bir hikaye anlatacağım.

2002 yılında Ege bölgesinde Denizli adında bir şehirde, Ege bölgesinin iç kesimlerinde, bir mermer ocağında orada bir işçi tesadüfen bazı kemikler buldu. Ne olduklarını bilmeden yetkililere verdiler, kemikler birşekilde Ankara Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Harun Taşkıran’a ulaştı. Ve bir insan iskeletinin parçaları olduklarını anladılar ve birçok araştırma, laboratuvar vb. deneylerden sonra bu kemiklerin “Homoerectus” kafatası parçaları olduğunu anladır. Bu ne anlama gelmektedir? Bildiğiniz gibi, insanlığın en eski atası olan Homoerectus, yolculuğuna 2 milyon yıl kadar önce Afrika’dan başlamıştır. Anadolu’dan geçerek Avrupa’ya veya Asya’ya ulaştılar. Yani bu keşiften sonra, 1,1 milyon yıl önce Anadolu’daHomoerectus’un olduğu anlaşıldı. Çünkü bu kemikler yaklaşık olarak 1,1 veya 1,3 milyon yıl yaşındaydı. Bir de Denizli Adamı (Kocabaş) diyorlar. Bulunduğu şehrin adı Denizli’dir. Bu da elbette çok ilginç bir keşif. Denizli’de ele geçen bu örnek, Türkiye’de keşfedilen ilk homoerectus olmuştur.

Şimdi bu dönemlerden bahsetmek istiyorum bilim insanları bu çağlarda kullanılan ana malzemeye bakarak bu dönemleri malzeme ismiyle ayırmışlar. Yani önce taş, sonra bakır ve bakır taş devri, sonra alaşım olan bronz, bronzdan sonra da demir devri oldu. Şimdi bu çağlara bakacağız. Paleolitik çağdan başlayarak.

Paleolitik çağ eski taş devri anlamına gelir, paleo kelimesi eskidir ve litos taş, eski taş devridir. Anadolu’da ve dünyada tarihler farklılık göstermektedir. Denizli’de Homoerectus’un bulunmasıyla başlayan olaylar, Anadolu’da paleolitik çağı başlatıyor, yaklaşık 1,1 milyon yıl önce başlıyor ve 16000’e kadar devam ediyor, yani genel zaman çizelgesi bu, ancak Paleolitik Çağ kendi içinde, alt, orta ve üst paleolitik olmak üzere üç döneme ayrılır.

1,1 milyon-125000 alt paleolitik

125000 – 40000 orta paleolitik

40000 – 16000 üst paleolitik

Bu, önce homoerectus, sonra neandertal ve ardından homosapiens izlerini görmeye başladığımız zamanlardır. Bunlar birbirlerini izleyen avcı-toplayıcı türlerdir.

Anadolu’da paleolitik yerleşimlerimiz var mı?

Tabii ki çok yerimiz var ama diğerleri arasında Anadolu’dan en önemli iki yerden bahsedeceğim. Bunlardan ilki İstanbul sınırları içinde Yarımburgaz denilen bir mağaradır. Alt paleolitik dönemin, homoerectus zamanlarının izlerini taşır. Türkiye’nin en erken yerleşim izleri İstanbul yakınlarındaki Yarımburgaz mağarasında bulunmuştur. Aslında buraya eklenecek bir şey daha var. Bilim adamları bundan 300 bin yıl öncesine kadar uzanan alet ve hayvan kemikleri bulmuşlar ve Homoerectus’un bu mağarada 20-25 kişilik gruplar halinde yaşadığı anlaşılmıştı.

Bir sonraki yerleşim yeri Karain’dir. Anadolu’da paleolitik çağdan kalma en önemli iki mağaradan biridir ve Akdeniz kıyısındadır. Karain Mağarası, paleolitik çağın üç evresini de barındıran Türkiye’deki tek mağaradır. Bilim adamları, arkeologlar Antalya’da orta paleolitik çağa ait bazı neandertal kemikleri ve ayrıca üst paleolitik çağdan kalma homosapienlerin izlerini buldular. Antalya’da bir arkeoloji müzesi var, tüm buluntuları orada görebiliyoruz.

Yaklaşık 16000’de Paleolitik çağın sona ermesinden sonra, Mezolitik ”Orta Taş Devri” olarak adlandırılan bu yeni çağın başlamasıyla birlikte bir geçiş dönemi yaşanır. Orta Taş Devri yaklaşık 10000’e kadar devam eder, bu süreçleri kronolojik olarak her yerde gözlemleme şansımız maalesef yok, her bölgede ve ülkede tarihler farklılık göstermektedir. 10000 Neolitik Çağ’ın yani yerleşik hayatın başlangıcıdır. Mezolitik Çağ, Paleolitik’ten Neolitik’e geçiştir ve Mezolitik Çağ’dan Anadolu’daki en önemli yer Öküzini olarak adlandırılan bir mağaradır Karain’e çok yakındır. Mağarada bazı öküz resimleri bulmuşlar, bu yüzden Öküzini olarak adlandırmışlar,bu geçiş döneminde mikro, minik aletler bulmuşlar. Bu mağaradaki buluntular Kalkolitik Çağ’ı işaret eden MÖ 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yani sadece 16000 ile 10000 arasında değil, bu yüzden insanlar paleolitik çağdan sonra binlerce yıl boyunca bazı mağaraları kullanmaya devam ettiler. Mezolitik çağ Türkiye’de henüz kapsamlı bir şekilde çalışılmamıştır. Ama işler çok hızlı ilerliyor ve önümüzdeki 10-20 yıl içinde bugün bildiğimizden çok daha fazla bilgiye sahip olacağımızdan eminim.

Şimdi biraz Mezopotamya’ya bakalım. Türkiye’nin güneydoğu kesiminde İncil’de de bahsi geçen iki nehir var, Bereketli Hilal olarak da adlandırılan bu iki nehir arasındaki bölge insanlık tarihi açısından bir devrime ev sahipliği yapmıştır. Üst paleolitik dönemin sonunda yaklaşık 15000 – 13000 civarında mezolitik çağda buzullar erimeye başlamış, küresel ısınmayla özellikle Yukarı Mezopotamya bölgesinde iklim ılıman olmaya başlıyor. Çevredeki bütün avcı-toplayıcılar bir anda bu alana ilgi duydular, hava koşullarının daha iyi olduğu, yaşam koşullarının daha kolay olduğu bu bölgeye yöneldiler. Sonuç olarak, belki doğu akdeniz bölgesinden, belki ta Afrika’dan, Mezopotamya’ya iniyor veya çıkıyorlardı. Bu avcı-toplayıcılar, bu bölgede yabani buğday, arpa, mercimek bulabildikleri gibi, yaban koyunu, yaban domuzu, geyik vb.hayvanlar da su ve yiyecek ihtiyaçları için bu bölgeye yöneldiler.  Bu yüzden burada hayatta kalmak çok daha kolaydı, bu yüzden buraya gelen ve burada yaşayan birçok insan grubu oluştu. Yaklaşık 1000 veya 2000 yıl sonra, bu avcı-toplayıcılar bir şekilde bu ürünlerden tohum elde edebildiler, ürün yetiştirmeyi öğrendiler. Artık yemeğin peşinden koşmalarına gerek yoktu, tarım yapmaya başlayıp, hayvanları evcilleştirdikten sonra bahsettiğimiz devrim gerçekleşmiş oluyor.

Anadolu coğrafyasında gelişen Çayönü, Hacılar ve Çatalhöyük yerleşmeleri Yeni Taşçağı’nın (Neolitik) dünyada bilinen en eski kültürlerinden bazılarıdır. Özellikle Çatalhöyük bu dönemin en parlak yerleşim merkezlerinden birisidir. 

Kısa bir duraklama döneminden sonra Anadolu yeniden Hattiler’le (M.Ö. 2500-2000)birlikte bilinen dünyanın önemli yerleşimlerinden birine ev sahibi oldu. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve British Museum’da önemli eserleri sergilenmektedir.

Ardından gelen Hititler(M.Ö. 1660-1190) dünyanın en güçlü 3 devletinden birisi haline geldi. Kurdukları federasyon sistemi ile kadın ve erkeği eş görmüş, köleleri dahi yasalarla koruyan gelişmiş bir devlet sistemi oluşturmuşlardır. 

M.Ö. 8. yy’da Helenler Anadolu’nun bu zenginliğinden büyük ölçüde etkilenip, sanat ve teknoloji alanında birçok gelişmeyi buradan öğrenmişlerdir.

Urartular (M.Ö. 860-580), Frygler (M.Ö. 750-300), Lidya’lılar (M.Ö. 680-546), Likya’lılar (M.Ö. 700-300) Anadolu’da iz bırakmış diğer önemli uygarlıklardan bazılarıdır.

M.Ö. 6. yy da kültür ve sanat önderliği Mısır ve Mezopotamya’dan Batı Anadolu’ya kaymış ve bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardır. Tales gibi önemli isimler burada yetişmiştir.

Pers işgali (M.Ö. 545-333) biraz gerilemeye sebebiyet verse de Miletos, Priene, Ephesos, Pergamon gibi şehirler dünyadaki yapı sanatını büyük ölçüde etkilemiştir.

Roma Çağında da Anadolu (M.Ö. 30-M.S. 395) Roma’dan geri kalmayacak düzeyde gelişmiş bir coğrafyaydı.

Bizans ise Hellen ve Roma’nın sentezi olarak Anadolu’da doğmuş bir kültürdür.

Selçuklu uygarlığı (1071-1299)Ortaçağ dünyasının gelişmiş medeniyetlerinden birisi idi.

Osmanlılar (1299-1923) güçlü bir imparatorluk kurarak Asya, Afrika ve Avrupa’da geniş topraklara hükmedip, Selçuklulardan devraldıkları mirası genişleterek dünyada iz bırakmışlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.